Şu Asya’nın meselelerini artık halletmemiz, dengelerini bir şekilde artık yerine oturtmamız lazım. Çok uzadı bu işler…
Çin Komünist Partisi (ÇKP), kendi içinde daha sert kavgalar etmesi gerekiyorsa etmeli, artık net bir duruş sergilemeli…
Sırf Türkiye’nin ve Türk dünyasının da menfaatine oluyor diye, Çin’in düşmanlarının Çin’e son darbeleri vurmalarına mani oluyorum.
Bu güne kadar Çin’i hızlıca çökerttim ve düşmanlarının önüne attım, bir süredir ise son darbeleri almasın ve tamamen çöküp dağılmasın diye dengeler kurdum.
Lakin Çin yine de klasik Türk/İslam düşmanı bakış açısından ve klasik haşin Çinli tavırlarından kurtulamadı.
Çin’i daha fazla varlıkta tutmak bana ve sistemime artık gereksiz bir yük olmaya başladı. Çin, sonunda parçalansa hatta tamamen yok olsa bile yine de yanlış siyasetini bırakamayacaksa, onu taşımanın bize bir faydası yok.
Devlet memurlarına maaşlarını veremeyecek… Kamu masraflarını karşılayamayacak… İmalatçasını ayağa kaldıramayacak… Sadece emlak sahasındaki batağını onlarca senede çözemeyecek haldeki Çin… Sonunun nasıl olacağını belirleyeceği son kararı vermeli.
Ya İstanbulla restleşmeye devam ederek kısa sürede yok olacak ya da bu savaşı İstanbul’un kazandığını kabul ederek istanbul’u dinleyecek.
Çin’in, istikametini seçtiği, geleceğini belirlediği son kararı… Japonya’nın, Tayvan’ın, Kore’nin güneyinin ve Hindistan’ın akıbetini de belirleyecek.
Aynı zamanda, Doğu Türkistan’ın hürriyetine ne zaman ve nasıl kavuşacağını da belirleyecek.
Çin hatalı kararlarında ısrar etse de etmeyip İstanbul’a ayak uydursa da Doğu Türkistan hür bir ülke olacak. Lakin Japonya’nın, Tayvan’ın, Kore’nin güneyi ile Hindistan’ın akıbetleri için farklı senaryolar, ihtimaller yine olacak.
Sadece birkaç gün daha bekleyeceğim. Sonra Çin kendi kararını alacak, ben de kararına göre sahayı yönlendireceğim. Tepkisiz, sessiz kalmasını, şu andaki yanlış duruşunu devam ettirmek olarak yorumlayacağım.
Ve ben artık kimsenin açıklamaları ile vakit kaybetmiyorum. Bütün taraflardan artık somut/net hamleler bekliyorum. Herkes bundan böyle icraatıyla, hamlesiyle, işiyle, müdahalesiyle sözünü söyleyecek, tarafını belli edecek.
Çin, sadece Doğu Türkistanlı Müslüman Türklere ya da Tibetli gayr-i müslimlere ya da Hongkonglulara ya da ya da toplum içindeki oranı çok yüksek olan Fallun Gong cemaatinin mensuplarına değil, kendi askerlerine bile insanlık dışı surette muamale ediyor.
Özelikle Çin’in kadın askerlerinde intihar vakaları giderek artıyor. Çinli kadın askerlerin eğitimleri hem fiziken hem de ruhen taşınamaz seviyede ağır oluyor. İnsanlık dışı şekilde eğitimler ve kabullenişler verilmek istenen kadın askerler arasında, askerlikten memnun olan hemen hemen hiç kimse görülemiyor.
Çin devlet sisteminin/rejiminin, bir an önce askeri kuvvet de kullanılarak demokrasi götürülen diktatörlük rejimlerinden altta kalır yanı yok.
Medeni ülkeler/milletler, kendi devletinde, insanlık dışı bir rejimle, insanlık dışı muamele gören on milyonlarca Çinlinin çektiklerini ne zaman konuşacaklar? Ne zaman Çin’de insan hak ve hürriyetlerinin gözetilmesi için ve insani bir rejimin hakim olması için mücadele verecekler?
Batı dünyası, artık suç üstü… Batı dünyası artık iki yüzlülüğü, çifte standardı bırakmalı. İnsan hakları, dini ve siyasi tercihleri, ırkı ve lisanı ne olursa olsun, bütün insanlık için talep edilmeli. Ben insan hak ve hürriyetlerini savunurken, bütün insanlık için savunuyorum. Sadece Müslümanlar ve Türkler için değil… Hatta uzaylı da olsa, insan insandır. Uzaylı insan türlerinin haklarını da savunuyorum.
Dünyamızdaki bu iki yüzlü, çok çirkin politikalarını devam ettirebileceklerini zan edenlerin maskelerini de hızla indiriyorum, daha da indireceğim.
Çin’in ve Rusya’nın emirleriyle Türkiye’de hareket edecek hiçbir iradeyi, güç unsurunu, hükumeti, bakanı, iş adamını, mafyayı tanımıyorum, takmıyorum.
Şi! Seni de tanımıyorum, senin idare ettiğin Çin’i de tanımıyorum. Seni oraya getiren ve orada tutan güç unsurlarını da tanımıyorum.
Burası benim ülkem ve burada senin değil, benim hükmüm geçer. Bunu da dünyaya bir kez daha ilan ediyorum. Ülkenin ve seninle birlikte hareket eden ülkelerin/liderlerin, daha da beter hallere düşmesini istiyorsan, ülkemdeki piyonlarını kullanma teşebbüslerine devam edebilirsin. Yaptığın her hamlenin karşısında, misliyle hamle yapacağımı görebilirsin.
Bu işler, ayinlerde küçücük Uygur Türkü çocukları katletmene benzemez. Bir Osmanlı şamarı yersin ki yüzündeki şamar izini cihan bir araya gelse silemez.
Ben hayatta oldukça ve benim teşkilatım var oldukça, iradesini Çin’e/Şi’ye teslim etmiş sahte diplomalı bir sözde cumhurbaşkanının bu ülkede hükmü geçmeyecektir.
Güzel ülkemizin toprakları, Çin’in işgali ve zulmü altında inleyen Doğu Türkistanlı kardeşlerimizin hürriyetlerine kavuşması için verilen her türlü mücadelenin zemini ve merkezi olacaktır.
Çin’den aldığı emirlerle, bu mukaddes hürriyet mücadelesine set olmaya kalkan zavallılar bunun bedelini en ağır şekilde ödeyecektir.
Çin’le yaptığı telefon görüşmesinde bir ton fırça yiyen, hukuki zeminde türlü ceza maddelerine göre ağır cezai müeyyide gereken sözleşmeler yapan, onlardan rüşvetler alan, görüşmenin sonunda hiç zaman kaybetmeden emirleri yerine getirmeye cüret eden ve bu minvalde açıklamalar yapan ve Türkiye’ye alenen ihanet eden bir vatan haininin istediği gibi mi olacak yoksa bu milletin istediği gibi mi olacak, bunu bütün dünya sahada yaşananlarla görecek.
Bu millet, Doğu Türkistan’ı hürriyetine kavuşturmak ve Çin’in, müttefiki Rusya’nın, Türk ve Müslüman unsurlara uyguladığı işgal ve zulüm siyasetini durdurmak için önce kendi içinde bir devrim yapmak gerekiyorsa bile bunu yapacak.
“Yapamazsınız” diyenleri hemen şimdi gerçek sahaya da bekliyoruz. Metafizik sahada zaten acınası haldeler, bir de gerçek sahada boylarının ölçüsünü “vatan aşkıyla” ve “din/namus gayretiyle” almaya çok istekliyiz.
Şi, son zamanlarda olduğundan da kötü bir halde… Bitik bir halde. Çin’in idari kadrosu hep kötü halde. Asker arasında ölenler de çok, ölmeyip akıldan olanlar da çok. Deli deli tavırlar sergileyen askerler görülüyor sık sık… Birbirlerini ısırıyorlar, birbirlerini vuruyorlar, kendilerini vuruyorlar, daha neler neler…
Askeri araçlarda ve teçhizatta da sık sık sorunlar yaşanıyor. Ta ki uydu sistemlerine kadar. Şu ana kadar bile zarar onlarca milyar doları bulmuştur.
Ara ara askeri tesislerde yangınlar da çıkıyor, patlamalar da oluyor. Helikopterler anlayamadıkları şekilde düşüyor, savaş uçakları uçmuyor. Denizaltılarda da çok sorunlar yaşanıyor. Çin’de bir korku havası hakim… Öyle “Havana sendromu” ya da korona deyip geçilecek gibi değil yaşanan sorunlar.
Çinli askeri yetkililerden bize mesaj gönderip “Durun, durun” diyenler var. Durmadık, durmayacağız.
Doğu Türkistan’da zulüm, asimilasyon, soykırım devam ettikçe… Çin, dünya üzerinde pek çok millete zulüm etmeye devam ettikçe… Çin, Tayyip’i/AKPKK’yi yönlendirmeye ve Türkiye’nin, Türk milletinin aleyhine işler yaptırmaya devam ettikçe… Aşılar, maskeler dayatıldıkça ve kısıtlamalar, kapatmalar devam ettikçe… Ziraatimiz, tabii kaynaklarımız gizli silahlarla, iklim silahlarıyla Çin tarafından vurulmaya devam ettikçe… Ülkemizin ekonomisi Çin’in de talebiyle ve hükumetimizin gücüyle kasten batırıldıkça ve daha saymakla bitmez bir sürü Çin pisliği, ihaneti, saldırganlığı devam ettikçe biz durmayacağız.
Ve dahi dünyada Çin dahil olmak üzere bizi durdurabilecek bir güç unsuru yok.
Çin’e güvenip de Türk’e ihanet edenler, Türk’ü kendi devletinde maddeten ve manen yıkmak isteyenler… İşte onlar… Onları da harcıyoruz, harcıyacağız.
[A. İ. kişisinden iletildi] Hocam dikkatimi çekti Filistin için sokağa dökülenler Doğu Türkistanı hiç düşünmüyorlar görmüyorlar ordaki kardeşlerimiz müslüman değilmiş gibi kimsede çıt yok üzülüyoruz.
[A. İ. kişisinden iletildi] Farklı bir algı oluşturulmuş dünyada sadece Filistin zulme maruz kalmış gibi, kendi firavunlarina bile bu tepkiyi gösteremiyorlar ama Filistin için sürekli tepkiler.
Mehmet Fahri Sertkaya, [11.05.21 13:55] Yıllardır yazıyorum ya bu konuda da hepsi samimiyetsizler. Damarlarını kessek kan değil Türk düşmanlığı ve ehl-i sünnet düşmanlığı akıyor. Müslüman değiller bunlar, İslamcılar. Müslümanlık bir yüksek tepede, bunlar ayrı bir tepede… Aralarında uçurum kadar fark var.
Filistin Devlet Başkanı, Uygur Türklerine zulüm meselesinde açıkça ve resmen Çin’in tarafını tutuyor. Bunlar Filistinlilerin iyi günleri… Bakalım Allah onlara daha neler yaşatacak.
Kerbela’dan bu yana açıkça zalimlerin safını tutan, son seferinde Osmanlı’ya adice ihanet eden, şu zamanda da gayr-i müslimlere dost olup müslüman Türklere düşman olabilen acayip bir millet Filistinliler… Gerçekte onların çoğu Arap kökenli de değil. Acem, Süryani, Ermeni, Keldani karışık kökenlerden geliyorlar. Şiilikleri de yalan, aslında ya Mecusiler ya Komünistler. Dünyanın markalaşmış çok sayıda komünist lideri de aralarından, Filistin’den çıktı zaten.
Doğu Türkistan Milli Meclis Başkanı Seyit Tümtürk, “Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas, Çin’in Doğu Türkistan’daki soykırımını desteklese de biz Uygurlar, her zaman ve her yerde topyekün zalime karşı mazlumun yanındayız.
Filistinli Müslümanlar için selâ okuturken Doğu Türkistan Türkleri için “Hassas konudur, kaşımayın” demek nasıl bir Türk İslam kardeşliği ve adalet anlayışıdır?
Filistin’e verilen desteğe hiç itirazımız yok. Bizim yanlış bulduğumuz, aynı soykırımın yaşandığı Doğu Türkistan’a çıtımız çıkmazken birde utanmadan MEB’nin Çinli bir vakıfla bütün Türkiye’deki okullarda “Çin’i hayal ediyorum” yarışması düzenleyip riyakarca Filistin’e sela okunmasına.
Türkistan’da çağın soykırımı sürerken şu tepkinin 1/10’u gösterilmedi! Doğru ya, Türkistanlılar ne din ne de kan kardeşimiz!” dedi.
Çin’in Ankara Büyükelçiliği, haddini fazlasıyla aşan bir çıkış sergildi. Uygur Türklerine yapılan haksızlıklar artık katliam, soykırım ve kültürel soykırım seviyesine gelmişken, dünyanın önde gelen bütün devletleri de şahitlere ve delillere dayalı şekilde bu somut gerçekleri ifade etmeye başlamışken, dünya kamuoyunda bir hassasiyet oluşmuşken Çin, Ankara Büyükelçiliği üzerinden kabul edilemez ve sessiz kalınamaz bir çıkış sergiledi.
Büyükelçilikçe yapılan yazılı açıklamada, Uygur Türklerine yapılan zulümler, katliamlar, hukuksuzluklar inkar edildiği gibi, küstahça üste çıkan, her devleti/kurumu, kuruluşu ve şahsı tehdit etmeye kalkan bir tavır sergilendi. Ancak bir siyasi partinin mahalle teşkilat başkanında görülecek kadar çirkin, seviyesiz, kin ve nefret dolu bir üslupla yapılan açıklamaya, AKPKK hükumeti gereken karşılığı vermedi.
Devletimizin Dışişleri Bakanlığından hala ses yok ve herkes şaşkın. Çin’in bu küstahça ve son derece seviyesiz, tehditkar çıkışından sonra Dışişleri Bakanlığımızdan hiç bir tepkinin yükselmeyişi akıllara yine soru işaretleri getirdi.
AKPKK Hükümetinin, aslında bir kara para devleti olan Çin ile perde arkasında yasadışı ve karanlık bağlantıları mı var? İki hükumet ortak olarak kara para işleri mi yapıyorlar? AKPKK organize suç, terör ve ihanet örgütünün Çin karşısında bu derece sessiz kalmasını sağlayan gerçekler, bağlantılar, dengeler, gizli anlaşmalar neler?
Hindistan ile Pakistan arasındaki sorunlar zaman kaybedilmeden çözülmeli ya da geçici süre bazı sorunlar bu iki ülkenin idari kadrosu tarafından görmezden gelinmeli.
Türkiye-Pakistan-Hindistan arasında askeri işbirliği, savunma anlaşması ve tatbikatlar yapılmalı. İmkansız ya da çok zor gibi görülmemeli. Bunlar doğru kararlarla ve hamlelerle kısa sürede sağlanabilecek şeyler.
Hindistan ve Pakistan ordularının mensuplarına kısa sürede kaliteli eğitim verilmeli. Hindistan’ın ve Pakistan’ın hava savunma ve hava saldırı sistemleri en kısa sürede güçlendirilmeli. Bu ülkelerin donanmaları her yönüyle elden geçirilmeli, güçlendirilmeli ve 3. dünya savaşına hazır hale getirilmeli.
Suriye’de Amerikan askeri varlığı kısa sürede ama kademeli olarak ve Türkiye’nin desteği ile artırılmalı.
Ruhani, oluşan yeni dengeleri doğru okumalı ve Suriye’den kademeli olarak, sakince çekilmeli.
Ruhani’yi Rusya’nın ve Çin’in müttefikliğine sürükleyecek sert hamlelerden kaçınılmalı. İran’la diyalog ve karşılıklı menfaat temini yoluyla yol alınmalı. İran zaten Rusya’nın çok zora düştüğünü, daha da düşeceğini biliyorken, Rusya için bedel ödemek ve kendini ateşe atmak istemiyorken, Rusya ve Çin’i bitirme sürecinde İran ile mümkün olduğunca karşılıklı rızaya/menfaate dayalı anlaşmalar yapılmalı. Rusya ve Çin’i bitirme süreci hızlandırılmalı.
Türkiye’de gizli Ermeni çetesinin ülkeyi kısa sürede erken seçime götürme, halkı iktidara karşı kışkırtma hatta ayaklandırma planlarına/fitnelerine karşı her zaman her yerde dikkatli/tedbirli olunmalı. Suriye’de, Libya’da ve oluşabilecek başka cephelerde Türkiye’nin çok yüksek sayıda asker kaybetmesini isteyen ve bunu büyük bir kart olarak kullanmayı planlayan gizli Ermeni çetesine asla meydan verilmemeli.
Grilerin ve diğer türlerin oyun içinde oyun kurmalarına karşı dikkatli olunmalı. Amerika’nın ve AB ülkelerinin kurumları içinde hala önemli yerlerde çok sayıda biyonik robot var ve en kritik anlarda olayların akışlarını kendi menfaatlerine göre yönlendirmeyi istiyorlar. Ankebut Ağı, Macron ve Merkel’e güvenmek gibi vahim bir hatayı asla yapmamalı. CIA’daki Griler hala rahat durmuyorlar ve ayar almadılar. Ankebut Ağı, ortak paydada hareket edilen şu zamanda, Macron gibi açık bir şekilde Türk ve İslam düşmanlığı yapmamalı. Dünyanın her yerindeki Türk ve Müslüman milletlerle, topluluklarla, teşkilatlarla ortak paydada hareket etmeli.
Doğu Türkistan’da yaşananların bir soykırım olduğunu resmi olarak açıklayan Kanada’ya diğer Ankebut Ağı devletlerinden ve liderlerinden hızlıca destek gelmeli. Çin’e yapılan baskılar artırılmalı ve daha önce de yazdığım gibi basın ve medya gücü organize ve kararlı bir şekilde kullanılmalı. Bu rüzgar iyice şiddetlendiğinde Çin’deki diğer sorunlu bölgeler ve topluluklar için de aynı çıkışlar sergilenmeli.
Ankebut Ağına bağlı ülkelerin gizli servisleri, Doğu Türkistan’da zulme, işkenceye ve asimilasyona tabi tutulmuş bazı kişilerin ve ailelerin kendi ülkelerine kaçmalarına meydan hatta destek vermeli. Bu kişiler uzun uzun konuşturulup dünya basın ve medyasında ses getirilmeli. Bazı ülkelerde zaten son zamanlarda Doğu Türkistan’dan kaçmış kişiler ve aileler var, onlara da mikrofonlar uzatılmalı. Bu sürecin sembolü halinde gelen mazlum ve öncü kişiler olmalı. Bu konuda elde zaten mevcut olan somut deliller basın ve medya ile paylaşılmalı.
Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) tarihini, ideolojisini, tarihi boyunca nasıl vahşetler sergilenmesine sebep olduğunu, işlediği türlü türlü suçları, bu suçları suçtan saymayışını, hem Çin halkı hem de dünya insanlığı için bir tehdit unsuru olduğunu gözler önüne seren belgeseller, haberler ve röportajlar yapılmalı/yayınlanmalı. Geçmişten bu güne on milyonlarca insanın katledilmesinden mesul olan ÇKP’nin, günümüzde de aynı zihniyette olduğu, dünya insanlığından bazı oyunlarla gizlenirken Çin’de ne kadar büyük çapta bir zulüm olduğu gözler önüne serilmeli. ÇKP dünya insanlığından ve devletlerinden, hak ettiği büyük baskıyı görmeli. ÇKP içindeki ihtilaflı meseleler ve kişiler üzerine de gidilmeli.
Bir savunma savaşına hazırlanan Çin’in, savunmasını güçlü tutmak için Moğolistan’ı da kullanacağı anlaşılıyor. Çin’in Moğolistan’a dair planları ve hazırlıkları öğrenilmeli.
Türkçe’de “Hırlayan köpek ısırmaz” diye bir söz var.
Çin’in halini en kısa şekilde özetleyecek söz de bu… Her taraftan ve her sahada kuşatma altına alınmaya başlanan Çin’in çoktan sahada ciddi karşılıklar vererek yani sözle değil de fiiliyata dökerek bu mesajı vermesi beklenirdi.
Lakin Çin, dünyaya gösterdiği görüntünün aksine olarak aslında güçsüz ve sıkışmış taraf olduğunun farkında.
Çin’in iyice köşeye sıkışması Şi’nin öfkesini, hırçınlığını artıyor. Şi bu haliyle ülkesinde uyguladığı zulmü, işkenceyi, suçları daha da artırıyor.
İyice yalnızlaşan, güçsüzleşen ve dünyanın gözleri önünde büyük tavizler vermek zorunda kalan Rusya’da da moraller çok bozuk. Putin’in, aldığı haberler ve Akademi Dergisinde gördüğü yayınlar sonrasında öfkelenip elindeki telefonu fırlatıp attığı oldu.
Rus ve Çin metafizikçileri de döküldüler. Ne büyücüleri işe yaradı ne de medyumları… Bu da morallerini çok bozdu.
Prof. Dr. Abdürreşit Celil Karluk’un AA’da yayınlanan makalesinden bazı dikkat çekici kısımlar aşağıdaki gibidir.
(…) Ayrıca, Çin halkı ile ÇKP’yi (Çin Komünist Partisi) ayrıştırarak ÇKP’yi şeytanlaştıran söylem ve icraatlar Batı’da, özellikle ABD’de yaygınlık kazanmış durumdadır. Örneğin ABD Vatandaşlık ve Göçmenlik Hizmetleri (USCIS) ABD’ye göç etmek isteyen ÇKP üyelerine 2 Ekim’de vize yasağı getirmiştir. Bu gelişmelerin çevrelenen Çin’i daha zor durumda bırakacağı kesindir.
ÇKP içindeki muhaliflerini bertaraf eden Şi Cinping parti tüzüğü ve ilgili kanunlarda değişiklik yaparak kendisini partinin ve ülkenin tek ve mutlak lideri haline getirmiştir. ÇKP liderliğinde var olan (kısmî) istişare ve kısmî eleştiri kültürü de yok edilerek partide Şi’ye methiye düzen takım baskın hale gelmiştir. Bu gidişat Şi iktidarının uluslararası eleştiri, baskı ve yaptırımlar karşısında daha fazla şahinleşmesine, hata üstüne hata yapmasına, ülkesinde ve bölgesinde istikrarı bozucu bir aktöre dönüşmesine de neden olmaktadır.
ÇKP farklılıklarla mücadeleyi içeriden başlatmak için, 1990’ların başından itibaren Çin anayasası başta olmak üzere bölgesel özerklik yasası, dini inanç, dil-yazı yasalarını özerklik hakkı bulunan azınlıklar için işletmemiş, özellikle Doğu Türkistan ve Tibet’te 1997 yılından itibaren ilgili yasaları neredeyse hiç uygulamamıştır. Tibet ve Doğu Türkistan’a gönderilen ÇKP sekreterleri, ilgili Çin yasalarına aykırı, fakat ÇKP’nin Müslüman Türkleri ve Tibetlileri Çinlileştirme, toplu cezalandırma ideolojisine uygun düşen politik genelge ve yönetmeliklerle, bölge yerlisi halkların hayatını cehenneme çevirmiştir. Bu tarz uygulamalar Şi iktidarı ile zirve yapmış, Çin’deki tüm etnik, dini, kültürel ve fikri farklılıklar şiddetle baskılanmış, hatta 2016’da yurtdışıyla bağlantıları tamamen kesilen Uygur Türkleri milletçe toplama kamplarına tıkılmış, akıl almaz işkencelere maruz bırakılmışlardır.
Şi yönetimi 2013’ten beri azınlık bölgeleri başta olmak üzere, Çinlilerin Falun tarikatı ve diğer çeşitli inanç gruplarına yönelik tahkikat ve baskıların dozunu misliyle artırmış, Doğu Türkistan’daki zulmü biyolojik, kültürel ve ekolojik soykırıma dönüştürmüştür. Yüksek muhtar bölge olan Hong Kong’un muhtariyetini gölgeleyecek icraatlara girişerek Hong Konglular ile karşı karşıya gelmiştir. Hong Konglular gasp edilen haklarını geri almak için neredeyse bir yıldır sokak mücadelesine çetin şartlarda devam etmektedir.
Son yıllarda Batılı ülkeler Doğu Türkistan, Tibet ve Hong Kong’ta ÇKP rejiminin gerçekleştirdiği hak ihlallerini daha fazla gündemlerinde tutarak, uluslararası toplumun emsali görülmemiş bir şekilde Çin’i eleştirmesine, kınamasına hatta yaptırım uygulamasına ön ayak olmaktadır. Örneğin Doğu Türkistan’daki Çin vahşeti üzerine ciddi veriler ile rapor yayınlayan Avustralya Stratejik Siyaset Enstitüsü (ASPI) yayımladığı son raporunda, Çin’in toplama kampları olduğu düşünülen 380’den fazla bina ve tesisin yerini tespit ettiğini bildirmiştir. Çin’in son üç yıldır o kadar eleştiri ve baskıya maruz kalmasına rağmen bölgedeki kamp inşaatına hâlâ devam ettiğini, Temmuz 2019-Temmuz 2020 döneminde bölgedeki 61 merkezde yeni inşaat ve genişletme çalışmalarının yürütüldüğünü, 14 merkezde ise halen inşaat çalışmalarının sürdürüldüğünün gözlendiğini belirtmiştir. Ayrıca araştırmacılar yeni inşa edilen merkezlerin yüzde 50’sinin yüksek güvenlikli olduğunu, bunun düşük güvenlikli “yeniden eğitim merkezlerinden” yüksek güvenlikli “gözaltı merkezi ve hapishanelere” doğru bir politika değişikliğine işaret edebileceğini söylüyorlar.
“Yaklaşık 8 bin 500 cami tamamen yıkılmış”
Aynı enstitünün (ASPI) bir diğer araştırması olan “Kültürel Silme” adlı raporunda ise şu bilgiler delilleriyle sunulmuştur: “Uydu görüntüleri desteğiyle Sincan’da yaklaşık 16 bin caminin (toplamın yüzde 65’i), çoğunlukla 2017’den bu yana hükümet politikaları nedeniyle yıkıldığı veya hasar gördüğü tahmin edilmektedir. Ayrıca yaklaşık 8 bin 500 cami tamamen yıkılmış olup bu camilerin yerle bir edildiğinin görüntüleri vardır”. Bu çalışmaya göre, Doğu Türkistan’daki İslami açıdan önemli yerlerin en az yüzde 30’unun büyük ölçüde 2017’den beri yıkıldığı, yüzde 28’inin ise hasar gördüğü veya bir şekilde dönüştürüldüğü belirtilmiştir.
Uygurların dili, müziği, estetiği, eğlenceleri, evleri, ekolojik muhitleri ve hatta diyetleri dahi Çinlileştirilirken veya ortadan kaldırılırken, Uygur Türklerinin sosyal ve kültürel yaşamını Çinlilik ekseninde yeniden şekillendirmek için gayri insanî bütün zorlayıcı çabaları sürdürürken, somut kültürel mirasları, örneğin binlerce yıllık türbeleri, mezarları, tarihi mekanları ve mimarileri aktif olarak silinirken Türk-İslam ülkelerinin ÇHC’ye karşı çıkmaması ÇKP’ye büyük cesaret vermiş görünüyor. UNESCO’nun, Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi’nin (ICOMOS) ve İslam İşbirliği Teşkilatı’nın (İİT) da Doğu Türkistan’daki kültürel yıkıma dair kanıtların giderek artmasına rağmen hâlâ ses çıkartmayışı da düşündürücüdür
Aynı strateji gereği Çin, komşu ülkeleri kendi hegemonyasına çekmeye veya kendi tezlerini kabul etmeye zorlamıştır. Son on yılda Çin’e komşu olan ülkelerdeki Çin korkusu artmaktadır. Çin’in komşularına yönelik giderek artan saldırgan ve tehditkâr tutumu onların farklı ittifak arayışlarına girmesine neden olmuştur. Özellikle denizlerde kıyısı bulunan ülkelerle yaşadığı sorunları yönetemeyen Çin doğrudan ABD, Avusturalya, Japonya gibi gelişmiş ülkelerle, hatta kendisiyle aynı ideolojik kökene sahip Vietnam ile dahi çıkar çatışmasına girmiştir. ABD’nin “Asya’ya Dönüş” stratejisi, bu gelişmeler ışığında Çin tehdidini doğrudan hisseden Doğu ve Güney Asya ülkelerinin aktif iştirakiyle daha da pekişerek gayri resmî bir ittifaka dönüşmüştür. Bu ittifak esasında Çin’i denizlerden çevrelemektedir.
Çin’in çeşitli ülkelere sağladığı kredilerin bir nevi borç tuzağı olduğu, borcunu ödeyemeyen ülkelerin -Sri Lanka örneğinde olduğu gibi- stratejik limanlarını Çin’e devretmek durumunda kaldığı gibi gerçekler, Çin’in yeni sömürgeci olarak algılanmasına, birçok ülkenin kamuoyunda da “Çin tehdidi” tezinin yaygınlaşmasına neden olmuştur. Pew Araştırma Merkezi’nin yayımladığı “Çin hakkındaki olumsuz kanaatler pek çok ülkede tarihi zirvesine ulaştı” başlıklı araştırma raporunda, 10 Haziran-3 Ağustos 2020 tarihleri arasında 14 ülkeden 14 bin 276 yetişkinle telefonla yapılmış bir anket, Çin’e yönelik güvensizliğin tüm ülkelerde bugüne kadarki en yüksek düzeye ulaştığını göstermiştir. Ankete katılan Japonların yüzde 86’sı, Fransızların yüzde 85’i ve Avustralyalıların yüzde 81’i Çin’e karşı güvensizliklerini dile getirmiştir. Olumsuz görüş bildirenlerin oranı Güney Kore’de yüzde 75, İngiltere’de yüzde 74, ABD, Kanada ve Hollanda’da yüzde 73’tür. Katılımcılar arasında görüşlerin dağılımında gelir ve eğitim düzeyine bağlı belirgin farklar görülmediği, ağırlıktaki olumsuz görüşün toplumların farklı kesimlerince paylaşıldığı belirtilmiştir.